Bugün dünyada, alternatif tıp yöntemlerinden her tür hastalıkta yararlanılmakta. Ortodoks tıbbın başarısızlıkla sonuçlandığı birçok hastalıkta, alternatif tıp veya diğer adıyla ayurveda yöntemleriyle netice alınabilmektedir. Aslında bugün, tıbbi yöntemlerle yapılan tedavilerde en büyük eksiklik veya hata, insan vücudunun mükemmel özellikleri yok varsayılarak, tek düze, sığ bir mantıkla tedaviye başlanmasıdır. İyi bir tedavide, ilaç tedavisinin yanında diyet ve tavsiyeler de bulunmalıdır. Bu takdirde, alternatif tedavilere duyulan ihtiyaç da azalacaktır.

Bunun yanında, alternatif tıbbı savunan pek çok insan da bitkilerin hiç yan etkisinin olmadığı şeklinde büyük bir yanılgıya düşüyorlar. Zaten diğer ilaçların önemli kısmı da bitkilerden elde ediliyorken, bunun mümkün olmadığı açıktır. Yediğimiz yemekler bile sık sık midemize dokunur. Her gıdanın, gıda toksikolojisi kurumu tarafından belirlenmiş belirli bir zehirli dozu vardır. Günlük hayatta kullandığımız sebze ve meyvelerin ne kadarının zararlı olabileceğini, genellikle yaşam tecrübelerimizle öğrenebiliyoruz. Ancak kullanma alışkanlığımız olmadığı hâlde, şifa amacıyla bize tavsiye edilen bazı gıdaları hangi dozda kullanmamız gerektiğini öğrenmemiz gerekir.Misal vermek gerekirse çörek otu, şifalı bir baharattır. Ancak kullanımı konusunda çok farklı uygulamalarla karşılaşıyoruz.

Hakkında en çok bilimsel araştırma yapılan bitkilerden birisi de çörek otudur. Bilimsel araştırmalar neticesinde sabah ve akşam, 1 g çörek otunun daha etkili olduğu gözlenmiştir. Buna rağmen bazı herbalistler tarafından 3x1 çorba kaşığı gibi çok yüksek dozlarda önerilebilmektedir. Bu kadar yüksek dozda, hem istenen etki elde edilemez hem de yan etkiler daha baskın hâle gelebilir.Ananas'tan elde edilen bromelain adlı ilacın etki mekanizması ve kullanıldığı hastalıklar, çörek otuyla çok benzerlik göstermekte. Bromelain, pahalı bir ilaçtır ve ithal edilmektedir. Onun yerine, çörek otu yağından softgel kapsül imal edebilirsek ekonomiye büyük katkı olabilir. Aslında softgel kapsüllerin de etrafındaki jelatinimsi maddenin sindirimi zor olduğundan, sadece yağ olarak üretilmesi daha da uygundur. Fakat çörek otu yağı, uçucu bir yağ olduğundan ağzı sıkı kapatılmalıdır. Piyasadaki çörek otu yağlarının çoğunun tadı, çörek otuna benzemez.

Yabancı ülkelerde sarmısak, diallilsülfit ve allicin şekillerinde ayrı ayrı farklı tedavi amaçlarıyla üretilmiştir. Diallilsülfit enjektabl şekilde ve taze sarmısaktan üretilmektedir. Sarmısağın önemli kısmı, Türkiye'den temin edilmekte. Diallilsülfitle akciğer kanserli hastalarda yapılan denemelerde, 2-3 gün içinde tümör hücrelerinde azalma tespit edilmiş. Ancak bu konuda daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır.
Yine Türkiye'de bol miktarda bulunan ürünlerden biri de kayısıdır. Avrupa'da 1950'li yıllarda kayısı çekirdeğinin kansere iyi geldiği tespit edilmiş, bilinçsiz olan halkımızdan acı kayısı çekirdekleri çok ucuza toplanılmıştır. Bugün bütün dünyadaki kayısı rezervinin % 22.5'i Türkiye'ye aittir. Birçok internet sitesinde, kayısı çekirdeğinden elde edilen B17 vitamininden (amygdaline, nitriloside) üretilen Laetril adlı kanser ilacının, son dönem kanser hastalarında kullanıldığı ve yüzbinlerce hastanın iyileştiği bildirilmektedir. Laetrii, çok ucuz bir ilaçtır. Laetrii gibi nitrilosid içeren ilaçlar ve taze kayısı çekirdeğinin kullanımı FDA tarafından yasaklanmıştır. Fakat tavsiye edilen üzüm çekirdeği, buğday çimi suyu gibi gıdalar da aslında daha çok, içerdiği nitrilosidler nedeniyle faydalıdır.

Tarçın, çok değerli bir baharattır. Kan şekerini, kolesterolü düşürür, E. coli ve bazı mikropları öldürdüğü, pıhtılaşmayı da azaltarak kalp damar hastalıklarında da kullanılabileceği bilimsel araştırmalarda gösterilmiştir. Baharatların ve bitkilerin çoğu, kalp damar hastalıklarında faydalıdır. Ancak kanını sulandırmak için aspirin kullanan hastaya, bilinçsizce ilaç gibi etki edecek dozda verildikleri takdirde kanama gibi bazı rahatsızlıklara yol açabilirler. Düşük miktarda kullanılmalarında sakınca yoktur.
Şu da ilginç bir gerçektir ki romatizma, kalp damar, astım alerji, infeksiyon hastalıkları, kanserin oluş mekanizmaları ve tedavileri, birbirine çok benzer. Biri için yapılacak dengeli bir tedavi ve diyet, diğerlerine de iyi gelecektir.

FİTOTERAPİ
Bitkilerle yapılan tedavilere fitoterapi denir. Herbal tedavi de diğer adıdır. Genellikle geçmeyen hastalıklarda başvurulan bir yöntemdir. Aslında diğer tedavilerden önce denendiği takdirde, hem tedavi masrafları hem de yan etkileri önemli ölçüde azalabilecektir. Uygun ellerde yapılmadığı takdirde çok kötü neticeler de verebileceği unutulmamalı ve doktor tavsiyesiyle kullanılmalıdır.

ŞİFALI BİTKİLER
Şifalı bitkiler, bol miktarda, biyolojik aktiviteleri olan kimyasallar içerir. Digoxin yüksük otundan, reserpine Hindistan loğusa otundan, colchicine çiğdemden, morfin haşhaştan, bromelain ananastan, şeker hastalığında ve kadın hastalıklarında kullanılan primrose çuha çiçeğinden, likopen domatesten, vinkristin cezayir menekşesinden, taxol porsuk ağacından elde edilmiştir.Etkilerini değişik şekillerde gösterirler. Sülfür içeren bileşimler yoluyla hücre onarım mekanizmasını uyararak, antioksidan etkiler meydana getirerek ve koruyucu enzimlerle etki edebilirler Bugün dünya üzerinde var olduğu tahmin edilen 250 bin-500 bin arasındaki bitkiden, sadece 5 bini, ayrıntılı şekilde incelenmiştir. İncelenen bitkilerin % 74'ü ise yerli halktan öğrenilerek araştırılmıştır. Örneğin, önemli kanser ilaçlarından vincristine sulfate ve vinblastine sulfate cezayir menekşesinden elde edilmiştir. Himalaya'da yetişen Podophyllum hexandrumun kurutulmuş kökünden epipodofillotoksin adlı kanser ilacı (etoposide) elde edilmiştir. Akciğer, lenf bezi, testis ve yumurtalık kanserlerinde kullanılır.Huş ağacından elde edilen Betulinik asidin, melanom, lenf bezi, akciğer ve karaciğer kanserlerine karşı etkin olduğu gözlenmiştir. Tuba ağacından elde edilen thuja ruhu, birçok kanser vakasında ek terapi olarak kullanılmıştır.

AKUPUNKTUR
Akupunktur iğneleri veya kimyasal madde içeren vücuda yapıştırılan peçlerle yapılan bir tedavi metodudur. Bu uygulamalar, hastalığın tedavi edici organını uyarıcı noktalara yapılır. Böylece ilgili organlardan, tedavi edici kimyasal madde veya hormonlar doğal şekilde salgılanarak tedavi gerçekleşir. Bunun en büyük faydası, yan etkilerinin çok düşük olmasıdır.

Örneğin, bir astım hastasında verilen en başlıca tedavi kortizon tedavisidir. Bu ilacın çok önemli yan etkileri vardır. Hastaların hangisinde ne dozda etkili olabileceğini de kestirmek zordur. Ayrıca, kortizon kullanan hastalarda böbrek üstü bezlerinde bariz tembellik gelişmekte ve bu da başka kalıcı problemleri getirmektedir. Bu nedenle yan etkiler katlanarak artabilir. Akupunkturda ise vücuttaki doğal kortizon uyarılır. Hasta için ne kadar gerekli ise kortizon da o kadar salınır. Doğal olması nedeniyle yan etkileri daha düşüktür. Diğer bir iyi tarafı da böbrek üstü bezlerini tembelleştirmemesidir. Kanserde, akupunktur daha çok bulantı ve kusma gibi tedaviye bağlı şikayetleri azaltmak için kullanılmaktadır. 

AROMATERAPİ
Daha çok meyve ve baharatların yağlarıyla yapılan tedavi yöntemidir. Doktor tavsiyesi olmadan, kesinlikle ağızdan kullanılmazlar. Ağızdan genelde 1-2 damladan fazla kullanılmamalıdır. Çok düşük dozlarda dahi etkili olabilr.

BİYOENERJİ
Hastalıkların çoğu, vücuttaki artmış negatif enerjiyle oluşur. Biyoenerjiyle pozitif enerjisi fazla olan kişilerin enerjileri, negatif enerjili kişilere aktarılmakta ve uygun hastalarda tedavi mümkün olabilmektedir.

KRİSTAL TEDAVİSİ
Pramit şekilli cisimlerin bulunduğu yerlerde pozitif enerjide artış olduğu ve dolayısıyla bu bölgelerde daha az hastalık görüldüğü tespit edilmiştir. Örneğin, Eyfel kulesi çevresinde hastalık oranı çok düşüktür.
Kristalin de böyle bir etkisi vardır. Bundan hareketle büyük piramit şekillli kristaller, tedavi amacıyla başarılı bir şekilde kullanılabilmektedir. Hastalıklı bölge üzerine koyularak veya yaşanılan mekânlara yerleştirilerek tedavi yapılabilir.

HİPNOTERAPİ
Hayal gücü ya da bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ve konsantrasyon artırıcı tekniklerle oluşturulan bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi yöntemine de hipnoterapi denir. Hipnoz, diğer tedavi yöntemleriyle birlikte uygulanabilen, yardımcı bir tedavi yöntemidir.Hipnozdaki kişi, gerçekte uyanıktır. Hipnoz uygulayan kişinin tüm sözlerini duyar, anlar. Hatta yargılar ve sorulara cevap verir.

Hipnoz sırasında, genellikle kişinin kontrolü tamamen kendi elindedir. Hipnoz uygulayan kişinin söylediği her şeyi dinler, anlar ve genelde istemediği şeyi söylemez, yapmaz. Eğer, hipnoz uygulayan kişi, hipnozdaki kişiden söylemek istemediği gizli sırlarını söylemesini ya da onun aykırı bir şeyi yapmasını isterse kişi bunu genelde kabul etmez. Daha da zorlanırsa kolayca hipnozdan çıkabilir. İradesi çok zayıf olanlarda ise direktiflere uyum olabilir. Hipnozda zekâ, algılama, değerlendirme, hayal gücü ve konsantrasyon çok önemlidir. Kanser hastalarında, hastanın psikolojisini ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için hipnoterapiden yararlanılabilir.Masajla tedavi, noktalarla tedavi yöntemleri de diğer alternatif tedavi yöntemleridir.