"Eğer AIDS virüsü (HIV: İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) taşıyorsam ve sağlık durumum iyiyse, bu benim seropozitif olduğum ve hastalık aşamasına geçmediğim anlamını taşır. Eğer bağışıklık sistemim HI V virüsü yüzünden zayıflarsa, bu durumda AIDS hastalığına sahip olduğumu söyleyebilirim. Eğer AIDS’e yakalandıysam bu, bağışıklık sistemimin T hücrelerinde (lenfositler veya kandaki veya lenfteki akyuvar türleri) yetersiz olduğunu; böylece beni zatürre veya kanser gibi belli hastalıklara karşı koruyamaz hale geldiğini gösterir.

AIDS virüsü kan (kan nakli sırasında, enfekte olmuş bir şırınga veya enfekte olmuş kana temas eden bir yara aracılığıyla) ya da cinsel ilişki yoluyla bulaşır. Soluk borusunun önünde yer alan ve T hücrelerinin oluştuğu alan olan timüs bezinin yanı sıra kalbin V enerjisi de bundan etkilenir. Enfekte olan hücrelerin hücre dışı sıvılara, özellikle de kana yayılması duygusal enerjiye karşılık gelir. Kalple V bağlantılı kan sevgiyi, üzüntüyü ve yaratıcılığı simgeler. Dolayısıyla duygusal sistemim dengesini kaybeder ve kendini özgürce ifade edemeyecek hale gelir. Sevgiye dair büyük bir suçluluk duygusu yaşarım ve bir zorlukla gerektiği şekilde başa çıkamadığım hissine kapılırım. Sistemim zayıflar ve istilalara karşı giderek daha savunmasız hale gelir. Bağışıklık sistemim benim için neyin iyi, neyin kötü olduğunu söylemeyecek durumdadır. Sahip olduğum öfke ve korku gibi duyguları bastırdığımın, kendimi tamamen yok olmayı dileyecek kadar inkâr ettiğimin farkına varmam gerekir. Bu bastırılmış duygulara genelde beni içten içe yiyip bitiren derin bir suçluluk duygusu eklenir. Neredeyse hiç kendime güvenim yoktur ve başkalarının beni yargılamasından korkarım.

Diğer insanların bana yönelttiği bakışlardan korktuğum için; örneğin eşcinselsem, uyuşturucu bağımlısıysam, siyahiysem ya da fahişeysem etrafımdaki insanların anlayışsızlığını dikkate alarak yargılanmaya son derece müsait bir sosyal gruba dâhil olurum (ki bu, AIDS’e en çok yakalanan ve toplumun geri kalanı tarafından ayrımcılığa maruz kalan sosyal gruplara denk gelir). Kendimi olduğum gibi sevip kabul etme İV konusundaki yetersizliğimin sonucunda kendimi daha fazla koruyamaz hale gelir, bir çocuk kadar savunmasız olduğum hissine kapılırım.

Normalde sevgiyle, kabulle ve yoğun bir yaşama isteğiyle desteklenen iç gücüm yavaş yavaş zayıflamaya ve temelden çürümeye başlar. Hatta bilinç dışı bir yerden, ölümü umutsuzluğuma bir çare olarak bile görebilirim. Kendimden utanırım, duygularımla temasımı koparırım ve bunların sonucunda bir boşluğun içine düşerim. Kendi hayatım üzerinde uzun süredir söz sahibi olmadığımı düşünürüm. Sevdiğim insanlardan hayatın hiçbir alanında yardım isteyemem. Bu hastalık, sonunda ailemin ilgisini ve sevgisini kazanmanın tek yoluna dönüşmüş olabilir.
Kendimi ailemin utanç kaynağı olarak görürüm ve yok olmanın benim için en iyisi olduğunu düşünürüm... Böylece beklentilerini karşılayamadığım için ailemin acı kaynağı olmaya bir son vermiş olacağımdır. Bütünlüğüm sarsılır. HIV virüsünün kan yoluyla veya cinsel ilişkide spermler aracılığıyla bulaştığını anlamak önemlidir; her ikisi de hayatın eş anlamlısıdır (kan nakli bir hayat kurtarabilir ve ben cinsel bir eylem sonrasında dünyaya yeni bir hayat getirerek soyumu devam ettirebilirim). Bunlar sevginin koşulsuz eylemleridir. Peki o halde, aynı eylemler beraberinde nasıl ölüm getirebilir?

Bu virüsün vücudumun efendisi olmasına olanak veren, sevgiye dair iç kırılma nerede meydana geldi? Kendi kendimin en iyi arkadaşı olmak varken, neden bir parazite dönüştüm? Cinsel bir birliktelik yaşamanın duygusal olarak son derece açıklayıcı olabileceğini keşfederim. Ama unutmamak gerekir ki cinsel enerji ruhsal yükselişimin kaynağı olan baz çakradan4 çıktığı anda, beni ruhsal olarak faydalı olaylar yaşamaya yönlendirebilir. Diğer taraftan sadece kendi zevklerimin esiri olmak ve kendimi şımartmak için kötü bir şekilde kullandığımda, bu enerji bana düşman olabilir; patolojik veya rahatsız edici bir enerjiye dönüşebilir. Dolayısıyla içimdeki enerji formlarını tanımayı öğrenmem, bu enerjileri daha iyi ve daha ileri bir gelişim göstermek için kullanmam gerekir.

Kendi iplerimi elime almayı ve kendime güvenmeyi kabul ediyor, kişiliğimin her bir parçasını sevmeyi öğreniyorum. İkinci kez doğmalı ama bu defa kendim için yaşamayı ve mutlu olmayı kabul etmeliyim. Kim olduğumu kabul ediyorum; ben muhteşem bir varoluşa sahibim. Eğer çocuklarım varsa, bunu yaparak kendi hayatlarına egemen olmaları için onlara da yardım etmiş olacağım; onları çiçek açmaya ve varoluşlarını olduğu gibi kabul etmeye teşvik edeceğim.
"

Bu yazıda bulunan olumlamalar sadece bilgi amaçlıdır. Jacques Martel'in "The Complete Dictionary of Ailmentsand Diseases" adlı kitabından alınmıştır. Jacques Martel hastalık ve rahatsızlıkların metafiziksel, mental tedavisi yaklaşımını benimsemiştir. Jacques Martel sezgisel olarak bazı duygu ve hastalıklar arasında bir bağlantı olduğunu ve bunların keşfedilebileceğine inanmaktadır. Umarım faydalı olur.